14.3.12

8 yılda değişmeyen yazı

Eski Edebiyat Dergisi'nin Temmuz-Ağustos 2005 sayısında kaleme aldığım bu yazı, sekiz yılda güncelliğini yitirmedi, uzun bir süre de yitirmeyeceğe benziyor.







"Tarihçiler Açısından Büyük Şans
Sivas Katliamı ve İktidardakiler

12 yıl önce yapılan hain katliam ilk değildi ve sonuncusu da olmadı. Bunu biliyor ve belleklerimizi taze tutuyoruz:
Yalnız siyasi ve hukuki yollarla değil, gerici dinamikler eliyle uygulanan zor da, düzenin kullandığı (hem de en etkilisinden) baskı araçlarından biri. Salt örgütlü sol çevreler değil, bu düzenle sorunu olan, paranın hüküm sürmediği bir dünya için düşünsel üretimiyle mücadelesini sürdüren çevreler de bu baskıdan nasibini almakta.

Sivas'ta, öncesinde, sonrasında ve hatta bugün sosyalizme, sosyalist düşünceye evrilebilecek her türlü ilerici unsura yapılan saldırıları, bir grup gericiyle veya tek başına gerici bir örgütlenmeyle açıklamak, açıklamaya kalkışmak, en hafifinden saflıktır, kafa karışıklığıdır; ötesi ise bilinçlidir, gericiliktir. Eğer gerici bir örgütlenmeden bahsedilecekse, bu, düzenin kendisinden başka bir şey değildir.

Düzenle gerici dinamikler arasındaki bağın ne kadar kuvvetli ve onlar açısından ne kadar can alıcı olduğu, ya sürekli gözden kaçıyor ya da bilinçli olarak göz ardı ediliyor.

Katliamın hemen sonrasında düzen temsilcilerinin takındığı tavır her şeyi çok iyi anlatıyor. Daha önce pek çok yerde bahsi geçti, yazıldı, çizildi. Ama hatırlatmaktan bıkmayacak ve vazgeçmeyeceğiz.


-Süleyman Demirel (dönemin Cumhurbaşkanı): "Devlet güçleriyle halk karşı karşıya getirilmemelidir. Ona gayret ediliyor." (Bir parantez: Otelin önünde olup bitenleri "halk"la karşı karşıya gelmemek için, olanca duyarlılığıyla eli kolu bağlı izleyen kolluk kuvvetleri; katliamı haber alıp ilçelerden il merkezine akın eden "halk" karşısında aynı duyarlılığı göstermemiştir.)

-Tansu Çiller (Başbakan): "Devlet oradadır. Sayın İçişleri Bakanı oradadır. Güvenlik güçleri oradadır. Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir şekilde zarar gelmemiştir. Onlardan ölen ve yaralanan da yokrtur. Dolayısıyla olay, bir otelin yakılması ve içinde olan vatandaşlarımızın ölmesi ile ortaya çıkmıştır." (Hoşgörünüze sığınarak bir parantez daha açmak istiyorum. Tansu Çiller tarihçiler açısından büyük bir şanstır. Düzenin bir dönemki politikalarını bu kadar açık ve net bir biçimde ifade edebilen başka bir düzen siyasetçisi yoktur.)

Erdal İnönü (Başbakan Yardımcısı): "Güvenlik güçlerimiz vatandaşlarımızın zarar görmemesine dikkat ederek olayları kontrol etmeye çalışmışlardır. Olaylar sırasında, güvenlik güçlerinin özverisi sayesinde itfaiyeye yol açılmış ve vatandaşlarımızın daha fazla zarar görmemesi sağlanmıştır." (parantez açmamak elde değil. Söz konusu vatandaşların otelin içindekiler olmadığı açıktır. Bu sözlerin üstüne neredeyse salya sümük olaylarda bir sorumluluğu olmadığını dile getiren aynı "demokratlar" bugün Madımak Oteli'nin müze yapılması için girişimde bulunanlara destek veriyor. Bir öneri de benden: İnönü'nün bu sözleri çerçevelenerek müzenin girişine asılsın.)

Mehmet Gazioğlu (İçişleri Bakanı): "Olay Aziz Nesin'in, halkın inançlarına karşı bilinen tahkir ve tahrik edici konşuması ve Türk halkını aşağılayıcı deyimleri yüzünden başlamıştır. Yangın önceden planlanmış bir olay değil, topluluk psikolojisi ile ortaya çıkmıştır. Aziz Nesin hakkında soruşturma başlatılmıştır" (Yangının planlanmamış olması muhtemeldir. Esas planlananın camdan atmak yahut asmak olmadığındansa emin olamıyoruz.)


Korunup kollananın kim olduğu açık değil mi? Koruyup kollama ihtiyacının, kendi elleriyle yetiştirmiş olmalarından kaynaklandığı açık değil mi?

Katlimandan bir hafta öncesi, katliam sonrası, dava sürecine bir bütün olarak bakıldığında saldırının planlı ve örgütlü olduğu, örgütlülüğün çapınınsa hayli (düzenin ve Yeni Dünya Düzeni'nin sınırları kadar) geniş olduğu; sadece ve sadece katliamda aktif olarak rol alan gericilerle düzen arasındaki sıkı bağ göz önüne alındığında bile bu düzenin bir bütün olarak gerici olduğu net bir biçimde ortaya çıkıyor.

Bilmek, sorumluluğu, sorumluluksa, hangi koşulda ve biçimde olursa olsun gericiliğe karşı mücadele etmeyi çağırıyor.

Mücadele oldukça, aydınlık yarınlara umut da hep olacak. Canımızın, canlarımızın yanması haklılığımızı ve hangi ad altında olursa olsun gercicilikle mücadelenin zorunluluğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Son olarak; Sivas katliamına tepkinin yılda bir kez anmalara indirgenmesi, düzenin olaylardaki rolünün üstünün örtülmesinden başka bir işe yaramaz hale geliyor. Düzen temsilcileri aynı anmalarda çıkıp utanmazca katliamı lanetleyebiliyor; üstelik her sene daha fazla boy gösterir oldular. Bir ülkenin, bin yılın başında uç veren karanlığı, sonunda en yoğun bir olayla yaşamasını, tarihçilerin hiçbir yoruma yer olmaksızın sergilemeleri bile maskaralığın apaçık verilmesine yetecektir.

Anmanın en etkili yolu ölenlerin mücadelelerini sürdürmek, ileri taşımak ve tekrar olsun, gericilikle her alanda, her koşulda ve biçimde mücadele etmektir. Edebiyatla, resimle, müzikle ve (olmazsa olmaz) alanlarda her geçen gün daha da gür çıkacak sesimizle.

Yağma yok! Bu memleket bizim."

10.3.12

Nalbant var, itfaiyeci yok


Uzun süredir aklımın kenarında duran bir soru-saptama dün tekrar aklıma geldi. (Blog, iyice gereksiz saptamalar ünitesine dönüşmeden bir şeyler yapsam iyi olacak.)

Dolaylı olarak bile olsa, neden bir tane bile itfaiyeci tanımıyorum? Çevremdeki kimsenin de tanımadığına neredeyse eminim.

Bir zamanlar, dünyadaki herkesin en fazla 8 kişi üzerinden bir şekilde bağlantılı olduğunu okumuştum. Şöyle bir düşününce doğru gibi geliyor. Misal, Güney Amerika'nın en ücra köşesinde tek başına yaşayan bir şahıs düşünelim. Bütün hayatı boyunca bir tek kişiyi bile tanımış olsa (en kötü ihtimalle annesi), o bir tek kişinin, bir biçimde tanıdığı başka birinin (yerel yönetici olur, postacı olur, öğretmeni olur, interaktif sosyal ortamlarda çokça vakit geçiren biri olur) Türkiye'den tanıdığı biri, o da olmadı daha geniş bir çevreye sahip ve Türkiye'den bir tanıdığa sahip birini tanıyor olma ihtimali çok yüksek. Şimdiden oldu mu 3 kişi. E, bana ulaşması için 2 kişi daha yeter de artar bile. : )

İtfaiyeci meselesine dönersek; 'en fazla 8 kişi kuralı' ne alemde bir göreyim dedim. Dün Friend Feed'de bu soru-saptamayı paylaşınca pek çok insanın da benimle aynı durumda olduğunu farkettim. Reeldeki arkadaşlarımla bu konuyu zaten daha önce paylaşmış, tanıyan ya da tanıyan tanıdığı olan kimseyi bulamamıştım. FF'te durumu paylaştıktan sonraki istatistik şöyle: İtfaiyecilere ders veren bir tanıdığı olan bir kişi, yakından tanıyan bir kişi ve Newyork'ta güneşlenen itfaiyecileri gördüğünü iddia(!) eden bir kişi buldum.

Ama yine de durum tuhaflığını koruyor benim açımdan. Neredeyse her meslek grubundan (neredeyse diyorum çünkü oturup ciddi bir araştırma yapmadım hiç) ya bir tanıdık ya da tanıdığı olan bir tanıdık bulabiliyorum. Ama çevremde (sosyal medyayı saymazsak) dolaylı da olsa itfaiyeci tanıyan hiç yok. Hoş, bu yazıdan sonra bir sürü arkadaşım çıkıp "e, ben tanıyorum" diyebilir (Diyecekseniz de özelden söyleyin, canımı yeyin). Aslında durum, itfaiyeci sayısının diğer mesleklere oranla daha az olmasıyla açıklanabilir. Ama arkadaş! Semerci, nalbant, vergi memuru (ki kendini açık eden bir kişi gördüm şimdiye kadar) hatta pratik aletler mucidi bile tanıyorum. Onların sayısı çok mu fazla ki?

İnternette her şeyi bulmak mümkün derler. Gerçekten de öyle. Normal göbekli amcaları geçtim, güneşlenen(!) itfaiyeci bile bulduk. : )





5.3.12

Mobilis in mobile: İnsanoğlu kuş misali!


İnternet bağlantısı yapılabilen mobil cihaz kullanıcılarıyla ilgili şöyle bir saptamam var:

Bağlandığımız alet avuç içi kadar bir yer kaplıyor. Sosyal medyada, özellikle reeldeki arkadaşlarla sohbet ederken, atışırken, şakalaşırken (elindeki cihaz esas olarak bir telefon olunca) sadece onunla özel bir sohbetteymiş gibi bir yanılsamaya kapılıyor insan.

Normalde böyle ortalık yerde etmeyeceği lafları takır takır yazabiliyor. Hoş, sanal ortamın genel olarak pek çok insanda böyle bir etkisi var, sadece mobil cihazlara bağlamak doğru olmaz. Ama insanın üstünde böyle bir etkisi olduğu da bir gerçek.

Pek çok insanın bu kadar "geniş" (tırnak içine aldığıma göre herkes çamuru başkasına atabilir -önce ben-) davranması daha da anlam kazanıyor nazarımda.

Ama hala, sosyal medyanın haddinden fazla ciddiye alındığını düşünüyorum.
Yahut hakettiği ciddiyete kavuşamadı bir türlü.