4.10.13

Açıkla bakalım!

Ankara'da okurken tatillerden birinde memlekete gittim.
Bir gün, babama yakalanmadan sigara içebilmek için, arka odada volta atarak kitap okurken kızkardeşim geldi yanıma. O sıralar 4 ya da 5 yaşında. Kitap okuduğumu görünce sesini çıkarmadan kenarda bir kutuda duran sınav dergilerinden birini alıp yere çöktü. Bir yandan okuyormuş gibi yapıp bir yandan da göz ucuyla beni kontrol ediyordu.
O hali gözümün önüne geldikçe gülümsüyorum hala. : )

Dayanamayıp sataşmaya karar verdim. Önündeki dergiyi çevirip "ters okuyorsun, bak doğrusu böyle" dedim. Nereden öğrenmişse, yazıların düzünü tersini ayırt edebiliyormuş meğer.
"Hayır öyle değil, böyle" şeklinde gelişen küçük çaplı bir boğuşmadan sonra:
"Bana da oku bakayım, ne okuyorsun sen?" dedim.
İşaret parmağını paragrafın ortasına bir yere koyup sağa sola oynatarak okur gibi yapmaya başladı:
"Bir gün Deniz abi arka odaya gidip sigara içmeye başlamış. Bir elinde sigarayla evin içinde dolaşmış. Sonra kitap okumuş."
Tabii ki karışmadım. Hayal gücünün akıp gidişini, dolaşıp dolaşıp tekrar odaya dönüşünü izledim.

Bir süre sonra ikimiz de sessizleştik. Ben kitabımı okumaya döndüm.
"Deyiz aabi!?" deyince dönüp baktım.
Bu ses tonunu çok iyi tanıyorum, bir şey soracak.
"Efendim bitanem?" dedim.
"Sen niye sigara içiyorsun?" dedi.
Oooo... Hadi bakalım! Ne cevap vereceksin?
Yalan söylememek lazım, orası kesin. Bağımlılık denen şeyi bu yaştaki bir çocuğa nasıl anlatırsın ki? Bir de sigara yani. Savunulacak tarafı yok ki.
Sonra yalan olmayan ama açıklamak zorunda kalmayacağım bir yol bulayım dedim. Kafası karışır, dediğim şeyi anlamazsa seri bir şekilde gelecek sorulardan yırtarım belki diye düşündüm.
"Diyalektik çelişkilerden kaynaklı bitanem" dedim.
"Hmm..."
Hmm... mı? Bu kadar mı? 
Ardı arkası kesilmeyecek sorular bekliyordum ben. Tek cevapla yetindi.
Dayanamadım sordum:
"Anladın mı?"
"Evet, anladım" dedi.
Allahım kahkaha atmak üzereyim. Lan neyi anladın? Resmen beni sallıyor.
"Ne anladın peki?"
"Çünkü sen sigaranın sapını çok seviyorsun"
Hahahahahaha!

Değil mi ama ya!
Hayat bu kadar sade aslında!

4.7.13

Haziran günlükleri


Haziran direnişinin ilk günlerinde, kardeşimin ilk iki günle ilgili kaleme aldığı yazı:


"O gün oradaydım diye anlatacağım bir yerdeydim. mhplisi, chplisi, kemalisti, türbanlısı, antikapilast müslümanı da olmak üzere en ön saflarda tkp, sykp, dhf, partizan, mücadele birliği, alınteri, kaldıraç, bdpli kürt gençleri, lgbt, gençfb, solaçık, ultraaslan, tekyumruk, vamosbien, 12numara, sosyalist ordusporlular, göztepeliler, şimşekler, ve Çarşı..... Adını sayamadıklarımdan özür diliyorum heyecanıma versinler. 
Cuma günü basın açıklaması bitmeden biber gazı atıldığı haberi ile yandık, meydan bizi bekliyordu.
Yerde yatan kesk'li yaşlı amcanın sadece fotoğrafını çekmek isteyen gerisi zerre kadar umurunda olmayan muhabirlerin arasından sıyrıldım, (tanıyan çıkarsa bulsun beni) orada su satan kardeşim sularını bırakıp kaçmış gazdan, onları alıp rahatlattım amcamı. Sağolsun bi kardeşim de limon ile yüzünü sildi, o sinirle söylene söylene inerken istiklale, anıtın önünde içinde basın kartı, ücretsiz iett kartı ve kredi kartı bulunan tgs üyesi bi kardeşimin cüzdanını buldum. O güzel kardeşime bunu ulaştırmam ayrı bi hikayedir hiç girmiyorum. 
İşyerinde patrondan izin isterken; tamam kendini sakatlama ama diye iyi niyetlerini aldıktan sonra lan dur bari kepenkleri çekeyim derken sağlık emekçisi yengem geçti yanımdan pas vermeden ulaşçığım görevliyim diyerek (gönüllüyüm diyecekken). 
Dakika bir gol bir diye sokaktan çıkarken duvardan sekip gelen biber gazına halı saha arkadaşlarımı utandırırcasına yaptığım falsolu vuruşum sonucu (sağ ayak başparmağımdaki sızı hatırlattı kendisini bana) 
Gerisingeri işyerine dönüp soluklanmak üzere iken arkadaşım aradı dost acı söyler niyetine. Beş dakika önce işyerinden çıkan bizim moruğu (abim olur kendisi) almışlar... eyvah bıcırik (yengem olur kendisi) görevli, açmıyor telefonu partiden tanıdık var ama numarası yok facebooktan aradım buldum. Arkadaşın son gönderisi bir hafta öncesine ait! bi şansını dene ulaş diyerek kendime, mesaj attım arkadaşa allahın sevdiği kuluymuşum ki hemen cevap verdi… Hızlıca geçiyorum ara sokakta alıp, meydanda bırakmışlar bundan bişey olmaz diye (zoruna gitmesin, dalga geçecektim ama yüzüne söylemedim, bira ısmarlatacaktım o yüzden). 
Bilgisayarımı bırakıp (ayıptır söylemesi macbookum varda) alanlara çıkma zamanı gelmişti. Örgütlenme hızını takdir ettiğim tkpliler ben istiklale inerken toplanmış yürüyorlardı. Ben bizim moruğu görünce (görmemek biraz zordur) takıldım peşlerine e kardeş sevgisi başka cebindeki maskeyi çıkarıp bana verdi bizim moruk. Barikatın en önüne geçip koşmaya başladık. Her ne kadar artarda biber gazı yediysek de adamlarda örgütlülük var, tekrar tekrar toplanıp saldırdılar. E sen bulunduğun ortama hemen ayak uydurmaya çalışırken hızlı giden at misali on dakikada üç gol yedim. Ellerinden öpüyorum bi kardeşim kollarımdan tutarak beni doğrultarak ağzını aç derken aklımdan neler neler geçti hiç anlatmıyorum bile ama ağzıma gelen tanıdık tat meğerse bizim moruğun mide ilacı talcid imiş. Şimdide kapat gözlerini dediğinde hiç teleşlanmadım. 


Bi nefes alayım diye tarlabaşına inerken orada mücadele tecrübesi bulunan kürtler polis barikatını yirmi metre geri atarken içimde tekrar yanan isyan ateşi ile katıldım aralarına ve en önde yüzünde maske, elinde eldiven, polislerin attığı biber gazlarına aman vermeden üzerine atlayıp tünelin içine yollayan arkadaşımı buldum, (kendisi de yanındaki de sigara içmediği için ateşi yakamama hikayeleri varki kendisinden dinlesin merak edenler). 
En öne kadar barikat yığıp bibergazı mücadelesine girdikten sonra kaval kemiğime yediğim kapsül (ironiye bakın izi hilal şeklinde) beni sektirirken, beni taşıyan o kardeşlerimin tekrar ellerinden öpüyorum. 
Lojistik destek için gittiğim arkadaşımın mekanında soluklandıktan sonra tekrar ön saflara gidip iki gol daha yedim halk çocoğu polislerden. 
Sonra çukurcumada yolu bilmeyen arkadaşları taksime getirdikten sonra tekrar çıktım istiklale. Ön saflardan gelin gelin diye tezahüratı duyduktan sonra kim tutar beni. Anıtın önüne kadar çektiğimiz polis barikatları yediğim altıncı gole sebep oldu. 
Daha sonrasında arkadaşın mekanında fiziğime yenik düşen beynim, dört saatlik bir uykunun sonucunda ayakkabılarımın bağcıkları birbirine bağlı uyandırdı beni (espriyi asla bırakmamak lazım). 
Tekrar inerken istiklale ortada herkesin üçer beşer alıp geldiği poğaça börekler ile yaptık kahvaltımızı. Çarşının ''taraftar çıldırdı biber gazı istiyor'' ısrarına dayanamayan emniyet kahvaltı yaparken attığı yedinci gol ile vazgeçilmezim sevdiğim turşu biberi hatırlattı bana. 
Sonrasındaki beş saatlik bir ablukadan sonra ki allah sesimi duydu polis bizi öldürmezse pislikten öleceğiz diye söylenirken polis çekildi. Şaşırdım mı? Hayır. Sadece bu kadar erken olmasına şaşırdım. ''taksim bizim istanbul bizim'' diye girdikten sonra geziye zafer işareti şeklindeki kuru ağaç dalını hatıra alarak ve görevimi yaptım diyerek evimin yoluna koyuldum. 
Ama bitti mi hayır ''bu daha başlangıç mücadeleye devam''. 
Şu saatlerde beşiktaşdaki mücadele haberlerini alırken içim sızlıyor orada olamadığım için. Mücadele boyunca ''polisin maskesine siyah sprey sıkarak görmesini engellediler ve maskesini çıkarttırarak kaçırttılar'', ''tomayı ele geçirip polise tazyikli su sıktılar'' haberleriyle moralimizi en üst düzeyde tutan ÇARŞI'nın yanında yer alamadığım için üzgünüm ama onlar biliyor ki ''ruhumuz yeter'' yarın bedenimiz orada olacak… 

Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar
Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar,
Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar.
O çocuklar, O yapraklar, O şarabi eşkiyalar.
Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?
02.06.2013      23:00
 "




O birayı ısmarlattı... Birden çok kez hem de...




10.5.13

.

Hiç bilemedi... 
Yedi yaşında ölen 
dilsiz kızının
neden her gece
ellerine sarılmadan 
uyuyamadığını... 

Çikolata fabrikasında çalışan adam.

9.5.13

Tuhaf Özlem


Sokaklarında kendimi güvende hissederek yürüdüğüm bir hayatı özlüyorum. 

Geriye dönüp bakınca bunun bir anı olmadığını anlıyorum. Belki sadece çocukluğuma ait hatırlayamadığım kısa bir zaman dilimiydi. Olası gelmiyor gerçi. Asker ve polislerin tehditkar silahlarının gölgesinde büyüdüm. Ama çok net bir özlem içimde büyüyüp sızlıyor. Sızlıyor!

Yargılanmadığım, sorgulanmadığım, köşe başından alınıp götürülme ihtimalinin olmadığı bir hayat... Ve işin kötüsü böyle bir hayat çok gerçek bir biçimde mümkün olduğu halde, alçakların hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Hakkaten umut olmadan yaşanmıyor!

Böyle bir hayatın bu kadar elle tutulur derecede mümkün olması...

Çok yakınmış gibi geliyor bazen. Öyle yakın ki; kalkıp sahile insem orada bulacakmışım gibi. Dün kaybetmişim de sabah kalkınca bıraktığım yerde bulacakmışım gibi...

Hiç sahip olmadığın bir şeyi özlemek tuhaf değil mi?